Aydın Ilgaz! Necdet Neydim’in yazısı…

Fotogˆraf: UGˆUR DEMI·R

 

Yıl 1939. İkinci Dünya Savaşı başlamış ve dünya 6 yıl sürecek karanlık bir döneme girmiştir. Ankara Gazi Terbiye Enstitüsü çok yoğun yaşanacak maceraların ilk merhaba dendiği bir okul olarak yer ediyor Ilgaz’ların yaşamında. Rıfat Ilgaz, Rikkat Hanımla orada tanışır ve evlenirler. Aydın ve Yıldız dünyaya gelir bu evlilikten.

Aydın Ilgaz’ın yaşamını ikiye ayırmak gerekir: 1- Babasız geçen yıllar. 2- Babayla geçen yıllar. 

 

BABASIZ GEÇEN YILLAR

Çocukluğunun tümüne yakınını babasız geçirir. Rıfat Ilgaz, politik nedenlerle ya hapistedir, ya kaçaktır ya da sağlık nedenleriyle hastanededir. 

Edebiyat öğretmeni olan Rikkat Hanım Ankara’ya tayinini yaptırıp annesinin yanında oturmak ister. Çünkü İstanbul’da yaşamak zordur; ekmeğin karneyle verildiği dönemdir ve savaş yıllarıdır. Bu isteğini gerçekleştiremez. İstanbul’da kalır ve önce Pertevniyal Lisesi’nde, ardından Yenikapı Ortaokulu’nda görev yapar. 

Bu arada Aydın, Küçüksu Pansiyonlu İlkokulu’na verilir. Çünkü Rikkat Hanım sık sık Ankara’ya gidip gelmek zorundadır. Onun yokluğunda bir arkadaşı çocuklara göz kulak olur. Bir sonraki yıl Göztepe Pansiyonlu İlkokulu’na verilir. Beşinci sınıfın sonuna kadar altı okul değiştirir. 

Lise eğitimine Kabataş Erkek Lisesi’nde başlar. Dönemin ünlü yatılı okullarındandır. İstanbul Erkek, Galatasaray, Haydarpaşa Erkek Liseleri gibi. Rikkat Hanım deneme liseleri için Amerika’ya gidecektir. Ama Rıfat Ilgaz’la evli olduğu anlaşılınca uçaktan indirilir. Bunun üzerine sorun yaşamamak için boşanırlar. 

Evleri Kuzguncuk’tadır. Okula gidip gelme sorun olduğu için yatılıya döner. Bu dönemi Aydın Ilgaz eğlenceli biçimde şöyle anlatır: “Üç sene orada yatılı okudum. O kadar komikti ki, evimiz Boğaz’ın karşı yakasındaki Kuzguncuk’ta okulun tam karşısındaydı. Ben yatakhanede ışıkları yakıp söndürürken kız kardeşim de evde yakıp söndürüyordu.” 

Öte yandan okulda yaşadıklarını babasına anlatır. Rıfat Ilgaz bu maceralara Hababam Sınıfı’nda yer verir. Lise eğitiminin ardından Amerika’ya gider ve eğitimine orada devam eder. Yatılı okul yaşamını yurt dışına gitmek gibi algılar. O günlerden bir anısını şöyle paylaşır: 

“Göztepe Pansiyonlu İlkokulu’nda okurken okula bavulla eşyalarını getir, demişlerdi. O zaman deriyle tahta bavul arasında pek fark yoktu. Tesadüfen bizde de büyükçe bir tahta bavul vardı, içine eşyalarımı koydum götürdüm okula. Daha bavulu görür görmez diğer sınıf arkadaşlarım ve okul arkadaşlarım asker bavuluyla geldi diye benimle dalga geçtiler. O yüzden, utancımdan bavulu açamadım. Annem bavulun içine meyve koymuştu, dolayısıyla iç çamaşırlarım ve yedek çamaşırlarım ayvayla birlikte küflenmişti.” Kendini o denli göz altında hisseder ki… Yatılı çocuklar çeşitli sosyal çevrelerden gelirler. Varlıklısı vardır varlıksızı vardır. Aile içi sıkıntılar da çocukların evden uzaklaştırılmalarına neden olabilir. O sorunların çocukların yaşamına engel olmaması için yatılı okula gönderilirler. 

Annesi Kandilli Kız Lisesi’nde müdür muaviniyken hafta sonları çocuklarını oraya götürür. Türkan Saylan da her ne kadar Kandilli’de okumasa da hafta sonları oraya ders çalışmaya gelir ve aynı zamanda Aydın Ilgaz’a İngilizce öğretir. 

 

 

ZAN ALTINDA BİR BABANIN 

OĞLU OLMAK!

Aydın Ilgaz çocukluğunda, okul yaşamında arkadaşlarına ve bazı öğretmenlere Rıfat Ilgaz’ın oğlu olduğunu söyleyemez. Bazı öğretmenler başını okşayarak gizlice babasını sorsalar da o kendisini hep bu konuda dikkatli olmak zorunda hisseder. Dışarıda zan altında olan velilerin durumu, okuldaki çocukları da etkiliyordu elbette. 

İşin ilginç yanı çocuklarının başı belaya girmesin diye ikisi de edebiyatçı olan anne ve babası onu edebiyattan uzak tutmaya çalıştılar. Önlerinde öyle kötü örnekler vardı ki; babası, Sabahattin Ali’nin başına gelenler, Aziz Nesin… Biri içerdeyse biri dışarıda olurdu. Yani “Baban nerede?” diye sorduklarında ya hapishanedeydi ya hastanedeydi. 

O yüzden onun yaşamı hep farklı oldu. Örneğin annesi mesleğini sürdürebilmek için boşanmak zorunda kalmıştı. Bütün bunlara bir çocuk olarak katlanmak zorundaydı. 

 

 

BABALI YILLAR

Babalı yıllar Aydın Ilgaz’ın her şeyden vazgeçip babasıyla birlikte yola çıktığı ve onun yeniden var etme savaşını verdiği yıllardır.

Rıfat Ilgaz, 1974’te emekli olur ve Cide’ye yerleşir. 12 Eylül (1980) döneminde Cide’de yaşayan Ilgaz sürekli tehdit ya da rahatsız edilir. Hatta, o dönemde oturduğu evin karşısındaki binaya Rıfat Ilgaz evden atılmadığı takdirde evin taranacağına dair not asılır.

Ardından 28 Mayıs 1981 gecesi Rıfat Ilgaz, Yıldız Karayel romanını yazmaktayken gözaltına alınır. Gözleri bağlı ve zincirlenerek merkeze kadar yürütülen yazar, Kastamonu-Et Balık Kurumu mezbahasından bozma hapishaneye konulur. 

Doktor muayenesi isteyerek hastalığını kanıtlayınca jandarma tarafından Ballıdağ Sanatoryumu’na yatırılır. Daha sonra serbest bırakılır. Ve baba Ilgaz, oğul Ilgaz’ın yanına, İstanbul’a, onunla yaşamak üzere taşınır.

Aydın Ilgaz babasıyla birlikte 1983 yılında Çınar Yayınları’nı kurarlar. Aydın, artık hep uzak tutulmaya çalışıldığı edebiyat dünyasının içindedir ve ondan sonraki yaşamı babasının haklarını korumak, onu sürdürmek, onun onuruna sahip çıkmak ve edebiyat dünyasındaki yerini sağlamlaştırmak olmuştur. 

 

ÇABALARI VE SONUÇLARI

Aydın Ilgaz babasının hayatında iki derginin varlığından söz eder. Bunlar babası için çok önemlidir. Ancak kimileri bu konuda yok sayıcı tavır gösterirler ve Aydın Ilgaz bunlarla mücadele eder. Marko Paşa ve Dolmuş, baba Ilgaz’ın çok emek verdiği iki dergidir. Bu dergilerde yayımlanan yazıları nedeniyle çok içeri girip çıkmıştır. 

Ancak kimileri bunu hiçlemiş ve bunun üzerine Aydın Ilgaz, Sınıfın Efsanesi isimli kitabı yayımlamıştır. Buna da itiraz edenlere dönük olarak Marko Paşa Gerçeği isimli bir çalışma daha hazırlar ama bu kitaba adını koymaz, kitabı birlikte hazırladığı Mehmet Saydır’ın ismi yer alır. 

Bu kitap bir araştırma çalışmasıdır ve Rıfat Ilgaz’ın bu dergilerde yayımlanan hangi yazısından kaç yıl hapis yattığına ilişkin bir arşiv araştırmasıdır. 

Öte yandan Hababam Sınıfı yaşadığı süreç içinde Rıfat Ilgaz’ı en çok üzen kitaplardan biri olmuştur. Hem yazılma süreci hem de filme çekilme süreci onu inciten bir çok olayla doludur ve Aydın Ilgaz tüm bunlarla mücadele etmiş ve bir sonuca varmaya çalışmıştır. 

 

Fotogˆraf: UGˆUR DEMI·R

 

HABABAM SINIFI, AYDIN ILGAZ’IN 

ANILARINI DA İÇEREN BİR KİTAPTIR!

Hababam Sınıfı, Aydın Ilgaz’ın da anılarını içeren bir kitaptır ve gençlik edebiyatı dizgesinde öncü rol oynar ve önemlidir. Eğitim sistemini eleştirmek üzere yola çıktığı kitabının onu kutsallaştıran bir yapıya dönüşmesi ve metnin paradigmasına sadık kalınmaması metnin yazarı olarak Rıfat Ilgaz’ı çok üzer, öyle ki filmi hiç izlemez. 

Oysa Aydın Ilgaz’ın anılarını da içeren romanda geçen olaylar onun okulundaki ve başka okullardaki öğretmenlerin dikkatini çeker ve onların “Rıfat Ilgaz bizim okulu mu anlatıyor” sorusuna tanıklık yapar. Ilgaz’ın karakterleri yaşayan karakterlerdir. Ve karşılığını tüm Anadolu’dan alır. 

Aydın Ilgaz bu süreçle ilgili uzun süren hukuk mücadelesi verdiğini ve filmlerden “Hababam Sınıfı” başlığının kaldırılmasını istediklerini anlatır. 

Rıfat Ilgaz oldukça zorlu geçen yaşamın ardından hak ettiği onurlu yeri alır. Adına kütüphaneler açılır, sempozyumlar, paneller düzenlenir. Tüm bu süreçte en önemli katkıyı sağlayan hatta bütün bunlara öncülük eden oğul Aydın Ilgaz’dır. 

90’lı yıllarda Fikri Sağlar’ın Kültür Bakanlığı yaptığı dönemde Rıfat Ilgaz’a bakanlık adına plaket verilir. Bu Ilgaz için bir “iade-i itibar” anlamında geçerlidir. Ilgaz’ın Karartma Geceleri romanı Yüz Temel Eser listesine alınır. Bunlar onun ardı ardına saygınlığının kabulü anlamına gelir. 

 

BABASININ EDEBİYATINI SAYGIN 

BİR YERE TAŞIMIŞTIR!

Aydın Ilgaz, Sisifos gibi yılmadan yeniden ve yeniden mücadele etmiş ve zarar görmesin diye kendisine izin verilmeyen edebiyat dünyasına başka bir kapıdan girmiş ve babasının edebiyatını saygın bir yere taşımıştır. 

Edebiyat metinleri çoğu zaman baba-oğul çatışmalarından söz eder. Oysa baba-oğul Ilgazlar’da çatışmadan daha çok oğulun sırtladığı bir babadan söz edilebilir.

Ve aynı Aydın Ilgaz kendisine izin verilmeyen edebiyat alanına “Can Yoldaşım, En Büyük Desteğim” diye tanımladığı ve çok sevdiği eşi Nilgün Ilgaz’ı armağan eder. Onun yoluna çıkmadığı gibi onu destekler. Ve artık Ilgazların edebiyat sürdürümcüsü Nilgün Ilgaz olacaktır. Ve elbette iki yavrusu. 

Anısına saygıyla… 

Yoruma kapalı.